hikâye
“Kelâm vezin ararken ezgiyi öğrenir.”
—Kemal Ayaşlıoğlu
İçerik bireyin kendisinden çıktığı sürece, araçlar özgünlüğü yok etmez; aksine, en başından beri orada bir özgünlük olup olmadığını ortaya çıkarır. Son dönemde DAW’ların (Dijital Ses İşleme İstasyonları) ve Suno gibi platformların nasıl bir patlama yaşadığına hepimiz şahit oluyoruz. Yakın çevremin benim hakkımda iyi bildiği iki şey vardır: Dile karşı doğuştan gelen sezgisel yeteneğim ve zihnimdeki bazı sinestezik örtüşmeler. Çocukluğumdan beri yazıyorum; gerçi o zamanlar bunun değerini pek idrak edemediğimden, o ilk dönem çalışmalarımın çoğunu kaybettim.
Her şey bir gün eşim Özlem’in bana beğendiği yeni bir şarkıyı dinletmesiyle başladı. Öylesine, "Ben bundan daha iyisini yapabilirim," dedim.
Yüzüme baktı ve meydan okuyan bir edayla, "O zaman yap da görelim," dedi.
Kolay kolay gaza gelen biri değilimdir ama meydan okumaları severim. Böyle anlarda yüzümde, dişlerimi sıkarak gülümsediğim kendime has bir ifade belirir. Bu mimiğin arkasında ciddi dopamin patlamaları yaşarım ve bu ödül mekanizmasının peşini kolay kolay bırakmam. (Durumu daha iyi anlamanız için küçük bir örnek: Katıldığım ilk turnuvada sonuncu olduğum için benimle dalga geçilmişti; sonrasındaysa eskrimde Türkiye genelinde en üst seviyede ismimi konuşturmayı başardım.)
Aynı gün, ham ve tamamen kişisel bir anımı Suno'ya yükledim. Sonuç korkunçtu. Metni bir şiire dönüştürüp tekrar denedim; yine berbat oldu. Çünkü o an anladım ki, şarkı sözü yazmak şiir yazmak değildi.
Bir süre sonra Suno'nun verdiği çıktılar bana fazla tanıdık, neredeyse birer taklit gibi gelmeye başladı. Bunun üzerine, yıllardır yüzüne bakmadığım bir uygulama olan GarageBand'i açtım. Oradan daha gelişmiş DAW'lara geçiş yaptım. Kaba melodik yapılar oluşturdum, telefonumla kusurlu vokaller kaydettim ve tüm bu ham malzemeyi tekrar sisteme besledim.
Ancak o zaman ortaya çıkan sonuç, nihayet aklımdaki o sese benzemeye başladı.
İşte bu yüzden insanların bu araçlar için "ruhu yok" demesine sadece gülüyorum. Tek bir düğmeye basıp bir başyapıt beklerseniz, elde edeceğiniz şey elbette ruhsuz olur. Siz kendi ruhunuzu katana kadar o ruh orada yoktur. Gerçek bir parça; yüzlerce kez yeniden oynatma, mikro tekrarlar ve ciddi bir emek gerektirir.
Yıllarca yalnızca yazdım; dizeler biriktirdim, kafiyeler biriktirdim, küstüğüm cümleleri hafızama kazıdım.
Sonra bir gün DAW'ın başına geçince fark ettim ki cümlelerin altına bir kick koymak, aralarına bir nefes sıkıştırmak, virgülün yerine bir hi-hat yerleştirmek aslında kadim bir işin devamıydı: Kelâm, vezin ve ezgi...
İşte tam da bu yüzden; yapay zekâ bir araçtır, insanların yerini almaz — onları ifşa eder.
Bugünlerde prodüksiyonun son katmanını Suno gibi araçlarla cilalıyorum. Yapay zekâ benim için devasa bir orkestra değil, bir prova odası; kelimenin nefesle nasıl çınladığını, nerede durup nerede akacağını duyabildiğim bir laboratuvar.
Bu yüzden ürettiğim her şarkının altında bir "behind the scenes" (sahne arkası) notu var. Çünkü bazen şarkının kendisinden önce, o şarkının neden ve hangi yaşanmışlıkla yazıldığını anlatmak gerekir.
iletişim
Bir kelime gönder.
Konser, ortak iş ya da sadece bir dize için — hepsine açığım.